79. FICC Polonya (Slawa) Rally’si ve Doğu Avrupa Turu

79. FICC Polonya (Slawa) Rally’si ve Doğu Avrupa Turu – 27.07.2013

Değerli Arkadaşlar,
27 Temmuz – 29 Ağustos tarihleri arasında FICC tarafından düzenlenen 79. FICC Slawa Rally’si ve Doğu Avrupa Turu hazırlıkları; Gezi programı, hazırlanacak evraklar, götürülecek tanıtım amaçlı malzemelerin temini ve gezi için gerekli donanımların, telsiz bulundurmaları ve telsiz kullanma ve konvoy kuralları, en az 24 saat elektrik ihtiyacı olmadan konaklayabilecek donanıma sahip konusunda bilgilendirmeler ile başladım.

Öncelikle programımız için harcamayı planladığım süre içinde mümkün olan en fazla yeri görebilmek için değişik rotalar üzerinde uzun süre çalışma yaptım. Bu çalışmalarda benimle birlikte geziye katılacak arkadaşların, bildiğim kadarıyla yol performanslarını gözeterek en uygun yol ve günlük mesafeleri optimize etmeye çalıştım. Sonunda uygun olduğunu düşündüğüm rota, konaklama yerleri ve gezi programı taslağını hazırladım. Hazırladığım bu programı katılmak isteyen arkadaşların görmesi ve incelemesi için www.ukkf.org sayfamıza koydum ve ayrıca tüm bu bilgiler birkaç kez katılımcı arkadaşlara mail yolu ile göndererek bilgilendirdim. Program üzerindeki arkadaşların tavsiyesi ile son düzeltmeler yapıldı.

Kampların hemen hemen tamamı ile rezervasyon bağlantılarını tamamladım ve son programı katılımcılara gönderdim. Bu arada tüm kampların GPS koordinatları da cihazıma yüklenmiş durumda.

Daha sonra arkadaşlarımız pasaport, vize, yeşil kart, uluslararası ehliyet, sağlık sigortası, yurt dışı kasko gibi zorunlu hazırlıklarını tamamlama çabasına girdiler. Bir yandan da araç bakımları gözden geçiriliyor.

Gezimizde buluşma yeri olarak Edirne Ömür Kampingi seçtik. Burada 6 karavan bir araya geldik. Ayrıca iki karavanda bizi aynı rota üzerinden yakından takip etmek üzere gurubumuza katıldılar.

İlk gün Edirne ve çevresinin tarihi ve turistik yerleri kiraladığımız bir araç ile toplu olarak yapıldı.

Ertesi gün Kapıkuleden katılan iki arkadaşımızla birlikte (10 karavan olduk) Bulgaristan’a giriş yaptık. İlk problemimiz bir arkadaşımızın yaptığı bir kaza oldu. Çok önemli bir hasar olmamasına rağmen aracını çekici ile tamirciye çekilmesini sağladık ve yolumuza bir eksikle devam ettik. Pazarcık’ta mola verip Asparu Han heykeli, Dobriç saat kulesi ve parkını gezdikten sonra Sofya’ya geldik. Kamp yeri olmayan (İstanbul gibi) bu kentte bir karavan bakım onarım yerini karavan parkı olarak kullanmak için yerleştik.

Sofya’yı hemen kiraladığımız bir minibüs ile gezmeye başladık. St. Nedelya kilisesi, Rotonda Kilisesi, Rus Kilisesi, Aya Sofya Kilisesi, Sveti Aleksander Nevski Katedrali ve yakınlarındaki Meçhul Asker Anıtı, Başbakanlık, Parlamento, Sofya Üniversitesi, Banya Başı Camii ve NDK Ulusal Kültür Sarayını gördük. Akşam yemeğimizi merkezdeki güzel bir restorantta dağınık ama topluca yedik. Sofya merkezinin gece görüntülerini de gördükten sonra park yerimize döndük.

Sabah Belgrad’a doğru uzun bir yolculuk için yola çıktık. Problemsiz bir yolculuktan sonra Belgrad’da konaklayacağımız Tuna nehri kenarındaki Kamp Dunav’a geldik. İlk akşam bazı arkadaşlarımız yakın yerleri bizde Belgrad’ın gecesini görmek için şehir merkezini gezdik.

Sabah yine kiraladığımız bir araç ile toplu olarak Belgrad’ı ve çevresini gezdik. Bu gezi sırasında Belgrad Kent Meclisi, Zemun, Nikola Pašić Meydanı, Kalemegdan parkı, Knez Mihailova yaya alanı alış veriş Caddesi, Sırbistan Parlementosu, Aziz Sava Tapınağı ve Eski Saray, Gradski Parkları, Kuća Cveća (Çiçeklerin Evi) olarak da adlandırılan Josip Broz Tito’nun mozalesini ve Belgrad Kalesini gördük. Akşam kaza geçiren arkadaşımız ve 2 karavancı arkadaşımız daha bizlere katılmaları ile 12 karavan olduk.

Ertesi gün ilk olarak Mohaç meydan savaşının yapıldığı, şimdilerde Macar-Türk Dostluk Parkı olarak adlandırılan Miklós Zrínyi anıtını ve müze olarak kullanılan bölgeyi gezdik. Burada Macar’ların Osmanlıya bakış açısını izlediğimiz bir tanıtım filminde daha yakından görmüş olduk.

Mohaç’tan sonra Pecs üzerinden Zigetvar kalesini görmeye gittik. Tarihimizde önemli bir yer tutan bu kaleyi, anıtı ve kasabasını gezdik ve hava karardıktan sonra Ballaton gölü kenarındaki H+R Mobilcamping Balatonsüd kamp alanımıza geldik.

Sabah buradan hareketle Budapeşte’ye doğru yola çıktık. Budapeşte merkezdeki Haller kamping’e yerleştik. Burada bize bir arkadaşımız daha katıldı.

Budapeşte’de kaldığımız süre içinde küçük guruplar halinde gezdik. Budapeşte’de Sağ (Buda) ve sol (Peşte)yi bağlayan Erszebet Köprüsü, Sisi köprüsünü, Buda şatosunun , Gül Baba Türbesi, Macar krallarının heykellerinin olduğu Kahramanlar Meydanı ve parkını, Avrupa’nın en büyük binalarından olan Parlamento Binasını, St. Stephan Bazilikası, Magrit adasını, Hal Binası, Opera ve karşısında Muvezin Kahvesi’ni, Vaci Utca Meydanı, Gellert Tepesini ve buradaki kuleden şehrin muhteşem manzarasını, Balıkçılar Kulesi ve St. Mathias Katedrali, şehrin ilk köprüsü olan Zincirli köprüsünü gezip gördük.

Bir akşam hem şehrin gece yaşantısını ve tekne ile Tuna nehri turu yaparak Budapeşte’nin nefis ışıklandırılmış gece görüntülerini zevkle seyrettik.

Budapeşte’den sonraki durağımız yine tarihten adını sürekli duyduğumuz ve türküler bestelenen Estergon Kalesi oldu. Daha önce Budin’i ve Peşte’yi fetheden Kanuni Sultan Süleyman, Estergon Kalesi’ni ilk olarak 1543 tarihinde zaptedi. 1595’te kaybedilen kale için İbrahim Peçevi tarafından Estergon Kalesi Türküsü bestelendi.
Sokolluzade Lala Mehmed Paşa, kaleyi 1605 tarihinde tekrar ele geçirdi. Kale 1683’te kesin olarak Osmanlı yönetiminden çıktı. Kale içindeki görkemli kiliseyi en tepesine kadar çıkarak gezdik. Özellikle kubbedeki akustik gösterisi bir harikaydı.

Buradan sonraki yolumuz Polonya toprakları içinde zaman zaman bozulan yollarda geçti ve akşam Zywiec kasabasındaki Camping Debina’da sonlandı. Akşamı burada geçirdik.

Sabah kısa bir yolculuktan sonra 2. Dünya Savaşı sırasında Alman Nazi döneminin herkesin yüreğinde acı bir iz bırakan, Yahudi katliamının yapıldığı, gaz odalarını ve yakılan insanların geriye bıraktıkları eşyalarının sergilendiği Oswiecim toplama kampını ziyaret ettik. Gece rüyalarımıza giren görüntüler, hepimizi derinden etkiledi.

Buradan sonraki rotamız doğrudan Rally’nin yapılacağı Slawa kenti oldu. Akşam saatlerinde gelebildiğimiz kampta geçici olarak TKKD gurubunun da bulunduğu alana yerleştik.

Ertesi gün kendimize ayrılan alana yerleştik. Çevre gezileri ve alış-veriş yapmak için kasabaya inildi. Slawa göl kenarında şirin bir kasaba. Kamp alanı pek düzenli değil ve organizasyonda da bazı sıkıntılar var.

FICC’nin Yönetim Kurulu toplantısı ilk gün yapıldı. İkindi saatlerinde tüm katılan ülkeler milli kıyafetleri ve bayrakları ile şarkılar söyleyerek geçit töreni yaparak açılış için hazırlanan salona girdik. Burada konuşmalar, gösteriler ve marşlar söylenerek coşkulu bir açılış yapıldı.

Rally’e 27 ülkeden 45 kulüp ve federasyon katıldı. Toplam 471 ünite ve 973 kişi bu etkinlikte yer aldı. Ülkemizi UKKF resmi olarak 11 karavan ve 25 kişi (kayıtlı olmayan katılımcılarla beraber 15 karavan ve 36 kişi) ve TKKD (6 karavan ve 11 kişi) temsil etmiştir.

Rally süresince kulüp ve federasyonlar ülkelerini tanıtmak için özel tanıtım günleri düzenlediler ve katılımcılara kendi geleneksel yiyecek ve içeceklerini ikram ettiler. Bu günlerde ve açılış töreninde bayrak, flama ve çeşitli hediye değiş tokuşları yapıldı.

Bizlerde böyle bir etkin düzenleyerek yanımızda götürdüğümüz veya orada hazırladığımız baklava, lokum, kanepeler, çerez, hediyelikler ve turizm broşürlerimizle, TKKD üyelerinin de katıklılarıyla misafirlerimize ülkemizi tanıtmaya çalıştık.

FICC’nin 80. Yılı nedeniyle kamp ve karavancılığa katkıda bulunan kişilere teşekkür belgesi verildi. Federasyonumuzun önerdiği kişi olarak Koray Tezcan’da bu belgeyi törende aldı. TKKD’den ise bu ödülü ise Sabahattin Ergin aldı.

Rally sonrasında gurubumuz daha küçük guruplar halinde gezmeyi tercih etti. Günlük gezilerin sonunda akşamları kamp alanlarında bir araya geldik.

Slawa’dan sonra Dresden ve Bratislava gezildi ve Prag’da Camp Zizkov’da tekrar bir araya geldik.

Prag’da Yuri Gagarin heykeli, Elbe nehrinin kenarına kurulan Barok mimarisi ile muhteşem şehir merkezi Fraunkirche, Prag Kalesi, St.Vitus Katedrali, dünyaca ünlü yazar Kafka’nın Evi, Jan Hus’un Heykeli, Tyn Kilisesi ve Belediye Binası. Dünyanın 2. porselen müzesi bulunan Zwinger sarayı, Brulshl terası, kral yolu, Martin Luther heykeli, Hof kilisesi, II. Dünya Savaşı öncesinde Richard Strauss’un pek cok eserinin prömiyerlerine ev sahipliği yapmış olan Semper operası ve eski şehir meydanı ve Astronomik Saat Kulesini görme fırsatını yakaladık.

Bazı arkadaşlarımız Prag’dan sonra Nürnberg’e giderek karavan malzemesi alış verişi yaptılar. Yolda bir iki küçük arıza olsa bile geziyi etkilemedi.

Prag’dan sonraki durağımız Viyana oldu. Burada yine Tuna nehri kenarındaki Camping Neue Donau’da kaldık. Şehre ulaşımı çok rahat ve güzel bir kamp.

Viyana’da, Opera binası, Herzog Rudolf IV. tarafından kurulan Viyana Üniversitesi, Parlemento Binası, Dünyanın sayısız sanatçısını barındıran Viyana Tiyatrosu, İmparatorluk sarayı Holfburg ve Müzeler bölgesi, Eğlence merkezi Grinzing Tepeleri, Maria Theresia müzesi, Hietzing’de Schonbrunn Sarayı ve Belvedere Sarayı gezildi. Sisi müzesi ve yazlık sarayının içi ise bize İmparatorluğun ne denli zengin olduğunu gösterdi. Gezemediğimiz daha onlarca müzeyi bir başka gezimize bıraktık.

Viyana’dan çıkışta Avrupa’nın en büyük yer altı gölü Seegrotto’yu gördük. Önce maden ocağı iken bir patlama neticesinde içine su dolarak, yeraltı gölü olan ve II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin gizli savaş uçağı bakımlarının yapıldığı yer.

Buradan sonra meşhur Mayerling Av köşkünü ziyaret ettik. “Mayerling Faciası”na konu olan ve bugün Carmelita rahibelerinin yaşadığı manastır. Gerçi gördüklerimiz bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı, zira bildiğimiz turistik yerlere hiç benzemiyordu.

Viyana’dan sonra gezdiğimiz Graz, şehir olarak pek görkemli gelmedi, sanırım şehirden çok etrafının gezilmesi gerekiyordu ama buna zamanımız olmadı.

Graz’dan sonra guruplarımız farklı bölgelere gitmek üzere vedalaşarak ayrıldı. Ben buradan Zagreb’e geldim. Autocamp Plitvice’de kaldım. Kamp otoyolun kenarında ve şehre ulaşımı biraz yorucu.

Zagreb’de, Eski şehir Gradec ve Katedralin bulunduğu Kaptol’u gezdim. Her öğlen Lotrscak Kulesinden şehrin kurtuluşunu hatırlatan top atışı yapılırmış ama bana denk gelmedi. Gradec’e Kamenita Vrata (Taş kapı) kapısından giriliyor. St. Katerina Kilisesi, Jelacic Meydanı, Praska Caddesi, Gar binası, Akademi, Kütüphane, Opera Binası, Borsa Binası, Strossmaye gezinti alanı, Zrijevac parkı, Kral Tomislav Meydanı ve Müzesini (içini gezemedim) gördüm.

Zagreb’den doğruca Selanik’e geldim. Geceyi bir park yerinde geçirdikten sonra Halkidiki ayrım adasında deniz, güneş ve kum tatiline başladım. Nea Mudanya, Kasandra, Ormos Panagias, Olimpiada, Asprovalta ve Alexsandroupolis’i gezdikten sonra İpsala kapısından ülkemize tekrar döndüm. Şarköy’de bir gece geçirdikten sonra İstanbul’un yoğun trafikli, kuralsız, saygısız ve gürültülü ortamına girmek gezinin bütün güzelliği üzerine pek çekilmedi ama başka çaremiz de yok.

Saygılarımla
Erdal Ötügen