GAP Gezisi

06.10.2008

2008 GAP YILI TURU

2. Sedre Akdeniz Şenliğinin bitiminden sonra bazı arkadaşlarımız geri dönerken bir gurup GAP turu için yola çıktık. Hedefimiz Diyarbakır ve Asker KUTAY Özkeskin’i ziyaret etmek.Sabah sabah Necibe, İnci, Ahmet, Nihal, Ali, Şule, Uğur, Selma, Tahsin, Kader, Erdal, Hayati ve ben yola çıktık. Konvoy başımız Erdal Ötügen. Kod adı (Reis).İlk molayı Zeytin ada da verdik. Karavanlarda sigara içilmediği için molalar sıkça oluyor. Anamur ve Silifke Kalesi gezildi. Burada aramıza adını Şanslı koyduğumuz köpecik katıldı. Yol boyunca büyümesini izledik. Hepimize neşe kaynağı. Nihal-Ali çifti artık çocuklu bir aile. Aramızdaki 14.canlı Şanslı.

Akçakıl yolundayız. (Yeşilovacık) ve (Boğsak)da kalınabilir kamplar var. Akçakıl’a geldiğimizde hava kararmıştı. Kampın eski temizliği ve görünümü kalmamış. Tam üzerinden otoyol geçiyor. Denizi her zamanki gibi temiz ve güzel. Bir gece kalıp devam ediyoruz. En güzel künefenin yeneceği Silifke’deki Saray Künefe’ye gidiyoruz. Dondurmalı künefe iyi geliyor. Mahmut Gümen’in kulakların çınlasın. Narlıkuyu, Cennet-Cehennem çukurları gezildi. Meşhur Sıkmadan yedikten sonra yola devam ediyoruz. Akkum’dan geçerken küçük ve güzel bir marina görüyoruz. Kızkalesi, Ayaş Antik Şehir ve Tiyatrosu görülmeye değer. Antik şehirlerin tiyatroları binlerce kişilik. Kızkalesi’nde karşılıklı iki kamp var. Uzaktan güzel görünüyor ve yola yakın.

Mersin’de kalmak istiyorduk. Festival dolayısı ile şehir çok kalabalık. Yer bulmak için yaptığımız girişimler sonuçsuz kaldı. Karavanlarımızla şehir turu yapıp Adana’ya devam ediyoruz. Adana 77 km.

Adana’ya geldiğimizde hava kararmıştı. Nihal’in akrabaları yolda arabaları ile karşılayıp bize yol gösterdiler. Adana çok değişmiş ve gelişmiş. Bildiğimiz yerleri bile tanıyamıyoruz. Kalmayı planladığımız Motel kapanmış. Aklımıza Antakya gezisinde kaldığımız Adana Atlıspor Kulübü tesisleri geldi. Adana’lı dostların girişimi ile orada konaklamamız sağlandı. Yeşillikler içinde güvenli ve güzel bir tesis.

Kulüp başkanı Resul bey bizlerle yakından ilgilendi. Karavancıları misafir etmekten duyduğu memnuniyetini belirtti. İnşallah gelecek günlerde bizlere yardımcı olur. Kendisine her şey için teşekkür ediyoruz. Akşam yemeğini Baraj kenarında yedik. Masa boyunda pide üzerinde Adana Kebap geldi. Yöresel tatlar küçük tabaklarda servis yapıldı ve meşhur Şalgam suyunu içtik.

İkinci gün sevgili akrabam Lale eşi İlker beyle gelip bize rehberlik yaptılar. Ali’nin arabası ile iki arabalık küçük konvoyumuzla bütün şehri gezdik. Eski bir Adana ailesine ait Ramazanoğlu Konağı Atatürk Müzesi olmuş. İlker Komutanımızın aldığı özel izinle orayı da gezdik. Konaklar eski yaşamın tanıtılmasında canlı tanıklar. Kurtuluş savaşımız ve Ata’mızın Adana günlerinin resimlerini gördük, o günlerden kalan ev eşyaları özenle sergileniyor. Atamızı, onun anıları ile dolu şehirlerimizi görmek hepimize gurur ve heyecan veriyor. Eski çarşıları gezdik. Yeni semtler ve çarşılar bizim için ilginç değil. A.V.M.ler, marka mağazalar bütün büyük şehirlerde aynı. Meşhur Cezerye, Şekerli Lokum (bandırma) gibi özel tatlılarından aldık.

Baraj ve Çukurova Üniversitesi şehrin bütün eski yapısını değiştirmiş. Su hayattır sözü doğruluğunu burada da göstermiş. Baraj yolu boyunda piknik alanları var. Göl içinde suni bir adacık oluşturulmuş. Sevgi Adası diyorlar. Kara ile bağlantısı sağlanınca yürünebilecekmiş. Yol kenarlarında Bici Bici satan seyyar arabalar var. Bu tatlı da Adana’nın özel tadı. Nişasta peltesi üzerine, rendelenmiş buz, renklendirilmiş gülsuyu ve pudra şekeri ile sunuluyor.

Sabancı Cami gece ve gündüz Seyhan Nehri ileTaşköprü’nün görünümüne ayrı bir güzellik katıyor. Caminin yapımı Adana halkı tarafından başlatılmış Sabancıların katılımı ile tamamlanmış. Bossa Fabrikasının bacası sembolik olarak cami nin arka tarafında duruyor. Taşköprü çevresi çok büyük yeşil alan. Buradaki şehir parkında küçük trenlerle gezmek mümkün. Adana tarihi çok eskilere dayanan bir yerleşim yeri olduğundan müzede çeşitli zamanlara ait orijinal eserler görmek mümkün. Akşam yemeğini Kulübün tesislerinde yedik. Yemekler güzel fiyatlar uygun. Kısaca modern temiz ve güzel bu şehre doymadan ayrılıyoruz.

Sabah 10:00 da şehirden ayrılıyoruz. Antep 140 km. Yolumuz üzerinde Haruniye Kaplıcaları, Bahçe Beldesi var. Zaman kaybetmeden G.Antep’e gitmek istiyoruz. Hedefimiz hava kararmadan gideceğimiz yere varmak. Kalacağımız yerler önceden belli olmadığı için gündüz gözü ile yerleşmek istiyoruz. Aslanlı Tünellerinden ilk defa geçiyoruz.1-3 km. uzunluğunda tüneller Toros dağlarının geçişlerini kolay etmiş.G.Antep’ e 80 km. kala Nurdağı-Kahramanmaraş yolu ayrılıyor. G.Antep’e Kuzey den girdik. Burası da festival günlerine hazırlanıyor. Şehir bayram yeri gibi. Şahinbey Belediyesi Spor Kulübü Otoparkında kaldık. Otopark şehir meydanında, Stadın tam karşısında.Sosyal hizmetler İl Müdürlüğünden elektrik aldık. Belediyenin Halkla ilişkiler birimi ile görüşüldü onlar yönlendirdiler.

Şehir turuna Gaziantep Müzesinden başladık. Müzecilik konusunda Avrupa’daki müzeler arasında dereceler almış. Zeugma Antik Kenti nin en güzel örnekleri burada. Dünyaca ünlü Çingene Kızı Mozaik eseri de burada. Zaten eski yerleşim yerleri ve çarşılar da birer açık hava müzesi gibi. Kebapların en güzelini İmam Çağdaş’ da yiyeceğimizi öğrendik. Ayranı bakır taslarda özel kaşıklarla getiriyorlar. Yurdun her yerine gönderdikleri tatlı ve baklavaların miktarı tonlarla ifade ediliyor. Kelime hazinemize Beyran’ı da kattık. Beyran buraya özel etli piriçli bir yemek. Gaziantep’de Katmer yemeden olmaz dediler. Katmer yapanlar sabah 7:30 ile 10:30 arası çalışıyorlar. Yani Antepliler kahvaltıda Katmer yiyorlar. Biz de akşamdan sipariş verip sabah yiyoruz. Şehrin oldukça uzağındaki Hayvanat Bahçesine gittik. Avrupa da ikincilik almış. Gerçekten alabildiğine yeşil büyük ve çok temiz. Eski hanların birçoğu çay evleri ve Turistik eşya satış yerleri olarak kullanılıyor. Çok güzel restore edilmiş. Böyle bir avluda çay ve nargile molası veriyoruz. Bir dükkanın kapısında Peçiç geldi yazısını okuyorum. Anında tatlı zannedip gidiyorum. Peçiç’in bir tür Kızmabirader oyunu olduğunu öğreniyorum. Genelde hanımların oynadığını söylüyorlar. Masa örtüsü gibi kumaş üzerinde tahtadan yapılmış piyonları var. Bakırcılar çarşısını saatlerce gezip bol bol alışveriş yapıyoruz. Zarflı fincanların, cezvelerin en güzel işlenmişleri burada.

Sabah 08;30 da Mardin’e gitmek üzere yola çıktık.Birecik, Surç, Viranşehir’den geçerek devam ediyoruz. Barajın görünümü harika. Urfa gezisini dönüşte yapacağız. Diyarbakır-Elazığ arasının riskli olduğunu söylüyorlar. Yolu uzatıyoruz ama içimiz daha rahat olacak. Kızıltepe ve Mardin. Mardin’in girişinde Selma’nın amca oğulları araba ile karşılayıp bize yol gösterdiler. Büyük Mardin Oteli‘nin karşısında bir otopark’a yerleştik. Otopark sahibinin evide otoparkın girişinde. Her yöne giden minübüsler önümüzden geçiyor. Güvenli ve rahat bir yerdeyiz. Doğu ve Güney’de güvercin beslemek çok yaygın. Kaldığımız yerin sahibinin de böyle bir merakı var. Bahçesinin bir bölümünü kuşlara ayırmış, çok güzel bir kuş evi var.

.Akşam yemeğini hep birlikte Amcaoğullarının evinde yedik. Son derece sıcak ve samimi bir davetti. Uzun bir yolculuktan sonra ev ortamı hepimize iyi geldi. Diyarbakır’a şehirler arası çalışan midübüsle gittik. Amcaoğlu Emin Arapça biliyor onun bizimle olması bizi rahatlatıyor. Bir bilenle gezmek güven veriyor. Diyarbakır gezimizin asıl amacı, hepimizin gurur duyduğu Türk Askerlerinden biri olan Kutay Özkeskin’i ziyaret etmekti. Önce Kutay’ı görmeye gittik. Selma-Tahsin çiftinin biricik oğlu bizi hem duygulandırdı hem de gururlandırdı. Komutanı nın övgüleri dilerim bütün anne babalara nasip olur. Allah bütün askerlerimize hayırlı tezkereler versin. Şehir basında görüp duyduklarımızın aksine sakin ve huzurlu görünüyor. İnsanlar son derece misafirperver. Buraların güzelliğini her yerde anlatın diyorlar. Konuştuğumuz çocukların hayallerinde İstanbul var. Hepsi okumak istiyorlar. Şehir gezimize iki ayrı gurup halinde devam ediyoruz. Yürüyebilenler ve yürüme özürlüler. Surlar, Kervansaray Otel, Atatürk Müzesi, Cahit Sıtkı Tarancı evi Asurlar’dan kalma Dört Ayaklı Cami, Yazar Esma Ocak’ın restore ettirdiği Diyarbakır evi Kiliseler ve çarşısı görülmesi gerekli yerler.

Yazar Esma Ocak 1996 yılında eski bir Ermeni evi olan yapıyı aslına uygun biçimde onarıp müze haline getirmiş. Siyah Diyarbakır taşlarından yapılmış evin iç avlusu etrafına dizilmiş odaları var ortasında bir havuz bulunuyor. Evin bazı odaları dönem giysilerine ve eşyalarına ayrılmış. Duvarlarında evin eski sahiplerinin resimleri asılı. Zaman tünelinde hoş bir gezi idi. Diyarbakır yıllar boyu birçok inanç kültür ve dillerin merkezi olmuş. Bu hoşgörülüğün devamını her inançtan kişilerin ziyaret ederek dileklerde bulunduğu Mar (aziz) Petiyun kilisesinde görüyoruz.Keldani Katolik in ayakta kalmasını dileyip Kilisesi vakıf başkanı Yusuf bey, aile büyükleri Burmimariada doğmuşlar, görevi babadan oğla devralıyorlar. Kendisi de burada vaftiz edilmiş. 17. y.y.dan bu yana ayakta kalmaya çalışan bu yerler gibi daha niceleri var. Tarih zenginliğimiz olan hepsin ayakta kalmasını dileyip karşılıklı iyi niyet dilekleriyle ayrılıyoruz. Buranın hemen arkasında şimdi kullanılmayan bir Ermeni Kilisesine gidiyoruz. Tam bir antik yapı. Ne yazık ki ne bir onarım ne bir ilgi görmüş. Bu yaralı ve yorgun binalar içimi acıtıyor.

Öğlen yemeğini Otogar yakınında Özler Et Lokantasında yedik. Asıl yemekten önce yöresel çeşitler getirdiler. Bütün esnaf turizm elçisi gibi davranıyor. En son kaburga geldi. Tadı şimdi bile aklımda.Temiz, şık ve çağdaş bir yer, hem de güler yüzlü. Söylenenlerin aksine Diyarbakır’da huzurlu ve güzel bir gün geçirdik. Anlıyoruz ki oradaki olaylar ithal malı. 15:30 otobüsü ile Mardin’e dönüyoruz. Yol boyunca Dicle Nehri ve kollarının güzelliklerini izliyoruz.

Mardin de ikinci akşamımız. Mardin’in en iyi restoranlarından biri olan Turistik Et Lokantasında akşam yemeği yedik. Kaldığımız yerin sahibi nin dayısının yeri. Kabak tatlısı Restoranın kendine özgü bir tadı. Tabiî ki onu da denedik. Aldığım kiloların sebebini yazımı bilgisayara geçerken anlıyorum. Bu Lokantanın içinden Otel kısmına geçiliyor. Otelin girişinde özenle seçilmiş eşyalarla döşeli şark odası var. Yıllar öncesinin Mırra geleneğini canlandıran mangal ve mırra cezvesi ile bolbol resimler çektik. Mırra; özel cezvesi kulpsuz fincanı ile içilen bir acı kahve. Mırra için geleneksel bir kural bugün bile yer yer uygulanıyormuş. Kahve yi içen eğer fincanı yere bırakırsa ikram eden kişiyi evlendirmek zorundaymış, tabiî ki bekar kızlar veya erkekler ikram ediyorlar. Bu gelenek Urfa da da aynen uygulanıyor.

‘’Mezopotamya Denizi’’ denen manzarayı izlemek için Aldoba Otel’e gidiliyor. Yapımı 1800 lü yıllara dayanan otelde gördüğümüz bütün taş oymalar ve objeler orijinal. Avlusu, terası ve şark odaları kusursuz. Turist gurupların çoğu buraya geliyor. Çaylarımızı Mezapotamya Ovasına karşı içiyoruz. Geceleri serin oluyor. Karanlıkta yer yer ışıklanmış ova gerçekten deniz ve adacıkları andırıyor .Gündüz aynı yerden Kızıltepe’ye kadar uzanan manzarada harika.

Eski şehrin ana caddesi boydan boya çeşitli dükkanlarla uzanıyor. Bizim en çok ilgimizi çeken gümüşçüler. Telkari denen çok eskilerden bugüne gelmiş gümüş takılar özel modelleri ve fiyatları ile Al beni diyor. Sakatlar derneği Unesco’nun desteği ile imalat yapıyor. Çok güzel bir proje. Tercihimizi onlardan yana kullanıyoruz. Özel olarak kiraladığımız bir minübüsle ve gene Amcaoğlu Emin’in rehberliğinde sabah 09:00 da Midyat üzerinden Hasankeyf’e hareket ediyoruz. Hasankeyf’in tarihi Antik yıllara kadar dayanıyor. Zaman İçinde birçok medeniyetlere ev sahipliği yapmış.Şehir Dicle Nehri’nin iki yanına uzanmış.Batman ilimize bağlı bir ilçe. Artuklular, Eyyubiler, Osmanlılar ve Cumhuriyet dönemini yaşamış ilçede pek çok eseri görüyoruz. Kale,Ulu Cami, Büyük ve Küçük Saray, Kale Kapısı, Şab Vadisi, Darphane, El-Rızk Cami, Zeynel Bey Türbesi, Sultan Süleyman Camisi, Taş Köprü günümüze kalan eserlerden birkaçı. Meşhur Yolgeçen Hanı’da burada.Dicle’nin karşı kıyısından gelenlerin mola yeri. Biz de orada soluklandık. Balık yenen yerler nehir kenarına sıralanmış.Tahta köşklerde oturuluyor. Dicle’den tutulan balıklar temizlenip soyuluyor, yani tulum çıkarılıyor. Açık havada asılıp bekletiliyor. İstendiğinde oradan alıp ızgara veya tava yapıyorlar. Fatma Girik’in Boş Beşik filmi de Yolgeçen Hanı’nın üzerindeki kaya mağaralarında çekilmiş. Çok çok resimler çekip Midyat’a döndük.

Gelüşke Han Midyat’ın eski ve yeni hayatının en güzel örneği. Sıla Filminin düğün sahnesi burada çekilmiş. Eski bir Midyat Konağı. Havuzlu bir avlu etrafına sıralanmış odalar. Eski aile yaşamı kalabalık ailelerden oluştuğu için her evlenen çifte avlu kenarından bir yaşam alanı verilirmiş. Güzel onarılmış bu yerin en kötü tarafı tuvaletleriydi. Zaten birçok yerde bu sorunla karşılaştık. Öğlen yemeğinde fiyat fiksti Necibe daha önceden buraya geldiği için hem ikramda hem fiyatta topil uygulattı. Yerel mutfağın bütün çeşitleri tattık. En son gelen karışık ızgara için kimsede yer kalmamıştı. İkramlar bu kadarla bitmedi. İşletme sahibi yardımcıları ile birlikte yöresel oyunlarını oynadılar.

Reyhani’yi ilk gelişinde öğrenen Necibe‘de eşlik etti. Zaten bütün gün Ahmet karavanda bu müziği çalıyor. Artan zamanımızı kuyumcuları dolaşarak geçirdik. Uzakdoğu işleri buraları da istila etmiş. Fiyatlar da çok geldi Dönüşte Mardin girişindeki “Deyrulzafaran” Süryani Manastırını gezdik. Bölgenin en büyük ve aktif Manastırı. Gezi dönüşü Sinop’lu arkadaşlarımız dönüşe geçtiler. Siz hiç manzara için para ödendiğini duydunuz mu? Mardin’de bizden manzara parası istediler. Mardin’in kalesi askeri bölge olduğu için çıkış yasak. Ali Demirkol kardeşimin fotoğraf merakı da malum.Tepelerden çekilecek gece manzarası arayınca, kaldığımız yerin tam karşısında bütün manzaraya hakim Büyük Mardin Oteli aklıma geldi. Ali, Nihal, Ahmet ve ben Ali’nin arabasıyla otelin bahçesine gittik. Park edip ekipmanları çıkardık. Bir kaç kare çekildikten sonra yanımıza otelin komilerinden biri geldi. Yerel şivesi ile “Müdürüm manzara parası istiyor” dedi. Müdürün şaka yapmış olabileceğini söyledim. Israrla ve sertçe şaka olmadığını söyledi. Bunun üzerine komi ile birlikte otele girdim. Resepsiyondaki görevliye böyle bir şaka mı bu dedim. Aldığım cevap ciddi ve kesindi. Yolcu olduğumuzu Oteli çok beğendiğimizi söyleyince “bu defa olsun ama çabuk buradan çıkın. Sizi güvenlik nasıl soktu” dedi.Toparlanıp kampa döndük. Tam Aziz Nesin’lik bir olaydı. Günlerdir yorum yapıyoruz.

Eski şehirlerin eski hamamlarını hepimiz seviyoruz. Ayrıca sıcak banyo mecburi oldu. Mardin’in en iyi hamamı ‘’Emir Hamamı’’ dediler. Sabah erkekler hamama biz kadınlar kuyumcuya. Hanımlar öğleden sonraya kaldı. Çok keyifliydi. Adeta hızlandırılmış karton filmler gibi dolaşıyoruz. Zaman yetmiyor her taşa bakmak incelemek özümsemek mümkün değil. Her yer sanat dolu. Geçmiş ve şimdiki zaman iç içe geçiyor. Doyamıyoruz. Revaklı Çarşı, Kayseriyye Pasajı, Bakırcılar Çarşısını gezdik. Kamp’a minübüsle döndük. Tarçınlı çörek ve peksimet buranın özel tatlarından.Tarçınlı çörek Mardin’de mevlutlerde de dağıtılıyor. Şehre karavanların gelişini duyanlar çekinerek gelip görmek istiyorlar. Böyle bir konvoy ilk defa gelmiş. Otopark sahibi ile olumlu görüşmeler yapıldı. Bundan sonra daha sık karavan görebilirler. Amcaoğullarının ikramları devam ediyor. Ailece kampa geldiler hem de nasıl. İçliköfte, Dolma,Bello(bir çeşit mercimek köftesı), tatlı, salata v.s. Mardin deki son gecemiz. Daha gezip göremediğimiz çok yer var. En kısa zamanda tekrar gelmeyi arzu ederek ayrılıyoruz. Havaalanı şehre 15 dakika. İstanbul’dan 1.5 saatte ulaşılıyor.

Her zaman olduğu gibi erkenden yola koyulduk. Kızıltepe Mardin ile birleşmiş. Her yede yoğun bir yapılaşma var. Viranşehir toprak rengi dağınık ve kalabalık. Urfa 100 km. Kocaman ovalardan geçiyoruz. Mısır ve Pamuk tarlalarının arasından gidiyoruz. Siverek’te yol yapım çalışmaları var. Şehrin girişinde Harran Üniversitesi’ni görüyoruz. Eski Urfa Karıncaevlerinin modernize edilmiş hali, kapısı son derece görkemli. Üniversitelerin olduğu şehirlerde değişim gözle görülür biçimde olumlu. Şehre geldiğimizde yağmur başladı.

Önce Balıklı Göl ve çevresini gezdik. Şehrin Emniyet Müdürü nün girişimi ile güzel bir proje gerçekleştirilmiş. Sokaklarda boş gezen çocuklar için rehberlik ve dil kursları düzenlenmiş. Şimdi onlar güzel bir iş yapmanın özgüveni içinde ziyaretçilere yardımcı oluyorlar. Hem de hiçbir hizmetin pazarlığını yapmadan. Gezdiğimiz birçok yerde çekilen filmler izler bırakmış. Burada da Eşkıya filminin çekildiği “Gümrük Han” var. Çarşı gezisinden sonra çaylar orada içildi. Karavanlarımız Konağın otoparkın da kalıyor. Elektriklerimizi de aldık. Necibe’nin dostları yardımcı oldular. Sıra gecelerinde yer bulmak kolay değil.Ş ehir çok kalabalık. Harran Konukevinde yer bulduk. Burası da eski Urfa evinden dönüştürülmüş. Avlular odalar birbirlerine benziyor. Ailelerin ekonomik durumlarına göre bezemeler değişik oluyor. Başlarımızda özel bağlanmış örtülerimizle yer sofralarına oturuyoruz. Çiğ köfteler tavanlara atılıyor.Türküler oyunlarla geceyi bitiriyoruz.

Sabah şehirden ayrılıp Karınca evlere gidiyoruz. Dünyanın en eski üniversitelerinden biri burada. Dünyaca ünlü birçok bilginin buradan yetiştiği bilinmektedir. Harran’ın adına m.ö.1100 rastlanmış. Urfalıların övündükleri yerlerden biri de Harran Konukevi. 450 yıllık bir tarihi var. 2006 yılında A.Vahit Alptekin bu konağı satın alıp düzenliyor ve aynı yıl hizmete açılıyor. Şimdi burada yerel giysiler, ve yiyecekler hem tanıtılıyor hem de satılıyor. Kışın sıcak,yazın serin olan yapı özel bir kerpiç ve tuğla ile yapılmış. Özel giysilerle resimler çektirdik.İşletmecileri ailece çalışıyor. Konuklarını samimiyetle karşılıyorlar.

Atatürk Barajını gezdikten sonra Adıyaman’dan Kahta’ya geldik.Yolda karavanlarımızı gören Kamp sahibi Kadir bey minübüsü ile yol göstererek bizi kampına götürdü. Yerleştikten sonra Kadir beyin aracı ile nehir kenarındaki Neşet beyni Lokantasına gittik. Hafif bir yağmur başladı. Neşet bey iyi bir koleksiyoncu. Tesisin bir bölümünü küçük bir müze haline getirmiş. Adıyaman ve Kahta’daki ören yerlerinin işletmelerini almış, her birine oğullarından birini görevlendirmiş. Çalışkan ve renkli bir adam. Adıyaman Havaalanı merkeze Kahta’ya15 km. Kader arkadaşımız buradan İstanbul’a döndü. Adıyaman ve çevresinde Fırat Nehri, kolları ve üç barajın kolları var. Atatürk-Karakaya-Keban.

Nemrut’a da minübüsle gidiliyor. Eski Kale, Yeni Kale, Cendere Köprüsün den sonra Kommagene Krallığının Büyük Tümülüsü Nemrut Dağı.M.Ö.60 Yıllarında inşa edildiği bilinen nemrut dağının zirvesindeki Tümülüs içinde hala sırlarını saklıyor. Çünki yapılanma sistemi içine girilmesini engelleyen biçimde inşa edilmiştir. Dağın zirvesi 2150 m. İçimizde sadece Ali Kardeşim zirveye Katırla çıktı, sonra helalleşip katır için yüklüce bir yem parası verdi, katırcıya sıkıca tembih ediyor, sakın bu parayla başka bir şey yapma diye. Osman, emekli olduktan sonra bile dağdan ayrılamayan bir Nemrut sevdalısı. Gelen turistlere çay ikram etmeden göndermiyor. Zirvede resimler ve video çekimleri yapıldı.Güneşin batışını dağın eteğindeki tesislerden izledik. Dönüş yolumuz köylerden ve nar bahçelerinden geçerek tamamlandı.Türkiye’nin en güzel narları Adıyaman’da yetişiyormuş. Kampa yorgun döndük. Yemek yenecek güzel yerler yok. Kendi hazırladıklarımızı yedik.

Eşimin doğduğu yerleri ilk olarak göreceğim Elazığ’a sabah erkenden hareket ettik. Yol boyunca ekili tarlalar var.G.A.P.ın bereketi her yerde görülüyor. Yollar çok güzel, Adıyaman-Besni arası 50 km. Gölbaşı üzerinden Malatya devam ediyoruz. Malatya’ya 10 km. kala radara yakalandık. Elazığ Malatya 95 km. Hayati’nin hala oğlu Tuğrul Sivrice sapağında arabası ile bizi karşıladı. Artık şehirlere eskortla girmemiz alışkanlık oldu. Hava kararmıştı. Şehrin 35 km. uzağında Hazar Gölünün kenarında karavanlarımız için yer hazırlanmıştı. Tuğrulların Sitesine ait tesiste kaldık. O gece bir Elazığ düğününde ağırlandık. Elazığ’a özgü yemekler ikram edildi. Akrabalar binek arabalarından birini bize verdiler. Arabada hoş bir sürprizle karşılaştık. CD çalara Elazığ özgün müziğini koymuşlardı.

Sabah akrabalarımızla birlikte gezmeye başladık. Ne güzel oluyor. Hemen her yerde ya bir akraba ya da bir tanıdık bize rehberlik yapıyor. Önce eski yerleşim yeri Harput’a gidildi. Buzluk Mağarasına girdik. Yaz günlerinde bile içinden buz kalıpları çıkarılıyormuş. Buralar yatırlar mekanı.Her yerde Babalar Dedeler var. Arap baba en ünlüleri. Türbesine gittik ama göremedik. Kendileri tetkik edilmek üzere İstanbul Üniversitesine götürülmüş. Fatih Ahmet Baba Türbesini ziyaret edip Patile (bir çeşit gözleme) yemek üzere Elazığ’ı tepeden gören Restorana gidildi.

1934 Yılına kadar yoğun bir yerleşim yeri olan Harput bu yıllardan sonra önemini kaybetmiş. Terk edilen evler kullanılmaz hale gelmiş. Çeşmeler akmaz olmuş. Zaman içinde vefalı insanlar bu tarihi kenti tekrar yaşatmaya başlamışlar. ale onarılıp ziyarete açılmış. Yanındaki Süryani kilisesi ilgilenecek sahiplerini bekliyor. Valiliğin oluşturduğu Harput Kültür evi Kalenin tam karşısında konuklarını bekliyor. Yenilenen Harput evi Etnografya müzesi gibi. Şehrin yaşamını, zevklerini, çocukların oyunlarını, yiyecek, içecek ve ikram kültürünü burada tanımak mümkün.Şefik Gül Kültür Evinde bir kültür gönüllüsü olan Mustafa Ayçiçeği bey tarihi yaşatıyorlar. Soba külünün tavşan ayağı ile süpürüldüğünü, çocukların aşık kemikleri ile oyunlar oynadığını görmek ilginçti. Sara Hatun ve Ağa cami günümüze kalan eserlerden. Eskiden hayvancılık ve dericilik çok önemli imiş. Şimdi kullanılmayan Dabakhane önemini kaybetmiş. Hayati’nin anne tarafından büyüklerinin kabirlerini ziyaret ettik. Çocukluğundan geriye Elazığ Çarşısındaki baba ve akraba dükkanlarından başka hiçbir şey kalmamış. Çarşı gezimiz uzun sürdü. Pestiller, sucuklar, kurutulmuş meyveler aldık. Elazığ’ın kasketleri ünlü. 8 köşeli tabir ediliyor. Bir tür deri ayakkabı olan yemeni hala üretiliyor. Hayati’nin en son yaşadığı evi gördükten sonra çarşıdan ayrılıyoruz.

Kaldığımız tesise giderken Sivrice yolunda Baba tarafından büyüklerimizin kabir ziyaretlerini yapıp yerimize geldik. Gülhan ve Tuğrul kardeşimiz akşam yemeğini hazırlamışlardı. Elazığ’ın özel yemeklerini tatmamız için çabalıyorlar. Hepsini zevkle yiyoruz. Mukaşerli Erişte Çorbası ile Taş Ekmeği, adı ve tadı ile çok farklı. Hala torunu Bilge ile Fikret’in misafiri olarak çitliklerine davet edildik. Sebzeli Tarhanadan çorba, Çökelekli Pide, Peynirli Ekmek (tereyağı ve şeker ilave ediliyor). Öğlen sonrası şehir turu yapıldı. Yeni çarşılar diğer büyük şehirlerde olduğu gibi temiz ve şık. Birçok büyük marka temsilciliklerini açmış. Dönüşte Hazar gölü çevresi ve Sivrice’yi dolaştık. Akşam yemeğini kampçı usulü yapıyoruz. Ali’nin marifetli mangalı ve elleriyle ızgara partisi veriliyor. Havalar geceleri serin oluyor. Şallarla oturuyoruz. Hayati bile Polar giyiyor.

Sabah 10:30 da yola çıktık.12:00 de Çırçır Şelalesine geldik. En güzel alabalık çeşitleri burada. Köftesi ve Kebabı dahil onlarca çeşidi var. Tesisin girişinde Elazığ şivesi ile “İyi ettiz de geldiz”, çıkışında “Biraz daha oturadız” yazıyor. Keban ilçesi, Keban barajı gezildikten sonra yolumuza devam ettik. Önce Arguvan Köyüne Ali Demirkol’un dünürlerine gidiliyor. Arguvan’ın içinde Jandarma ve Polis Karavanlarla ilgilenip nereye gittiğimizi sordu. Daha sonra Köyün Muhtarını arayıp bilgilendirmişler. Muhtar gelip bilgi aldı. Bu dikkat hoşumuza gitti. Keşke her olayda bu kadar sorumluluk taşınsa. Karavanlarımızı Asiye Teyze’nin bahçesine park ettik. Elektriklerimizi bağladık. Çok tatlı bir ihtiyar. Karavanlarda yatmayın hepinize yataklar sereyim dedi. Karavanların içini gezdirince içi rahat etti. Akşam yemeğini Hatice hanım ile Hüseyin beyin evlerinde (dünürlerin) yedik. Doğal ürünlerden yapılmış her şey çok güzeldi. Oradan getirdiğim yeşil biberler bugün itibariyle hala hayattalar.

Sabah yağan yağmurla uyandık. Göcek’ten edindiğimiz tecrübeden sonra Karavanları hızla bahçeden çıkarıp mıcırlı anayola aldık. Kahvaltımız Hatice hanımın elleriyle hazırladığı tam bir köy kahvaltısı idi. Arguvan Köy pazarını dolaştıktan sonra Malatya merkeze hareket ettik. Ali kardeşin dostları bizi yolda karşılayıp kalacağımız yere götürdüler. Malatya Fuar Alanının otoparkına yerleştik. Elektriğimiz bağlandı. Fuar günlerinde nasıl olur bilmem ama kalmak için hem güvenli hem temiz. Tuvaletlerini de kullanabiliyorsunuz. Akşamki diziler için antenler ayarlandı, çaylar demlendi. Yağmur önce çiseleyip sonra hızlandı. Bizi hiçbir şey karavan içinde tutamadı. Şemsiyelerimizi açıp televizyonumuzu izledik.

İkinci gün arkadaşlar gezi için minübüs ayarladılar. Şehir turlarını toplu taşıma araçları ile yapıyoruz. Hem eğlenceli, hem kolay oluyor. Malatya’nın Talaş Kebabı ünlü imiş. Tavsiye edilen yere gittik. Artık doğunun yemek kültürü konusunda epey bilgilendik. Ye, iç, gez derler ya tam öyle. Şıracılar Çarşısı, kaysı ile yan ürünlerinden oluşuyor. Kalite konusunda nerdeyse uzmanlaştık. Fiyatlar İstanbul’un üçte biri. Alışverişi yapıp kampa döndük. Her kaldığımız yerden kamp diye sözetmem de pek boşuna değil. Yetkililerle görüşmeler yapılıyor. Öneriler sunuluyor. Geleceğe ait sözler alınıyor. Bunda sonra gidecek arkadaşlar için oldukça uygun şartlar oluşuyor. Sabah erkenden yola çıkıyoruz. Kim demiş Fatmagiller uykuyu sever diye. Binboğa ve Tahtalı Dağları arasından geçen otoyoldan devam ediyoruz. Darende hiç gelişmemiş. Eski kerpiç evler olduğu gibi duruyor. Sivas’a az kaldı ama Kayseri’ye devam edeceğiz. Gürün’de çay molası veriyoruz. Gürün Sivas’a bağlıymış. Kayseri 190 km. Saat 15:30 da Kayseri’deyiz. Burada da bir otopark ayarlandı. Hilton Otelinin tam arkası. Kurşunlu Cami karşısı. Almer Alışveriş Merkezinin otoparkı. Tam şehrin ota yerinde. Her yere yürüyerek gidilebiliyor. Meydanlar, alt geçitler, yürüyen merdivenler yaşamı kolaylaştırıyor. Ey benim meydansız İstanbul’um. Anadolu da doya doya meydan gördük. Hem de çık güzel düzenlenmiş. Elazığ ve Eskişehir de buna ilaveten Heykeller de var.

Elmalı İskender şık bir Restoran. Kayseri Mantısını orada yedik. Eski çarşıyı ve Kapalı çarşıyı dolaştık. Kapalı çarşıdaki düzen çok dikkatimi çekti. Tezgahlar cetvelle çizilmiş gibi muntazam. Hiçbiri diğerinden önde değil. Pastırmalar ve sucuklar dizi dizi. Cazibesine kapılmamak için kendimle mücadele ediyorum. Evimize yaklaştıkça aldığım kilolar daha çok canımı sıkmaya başladı.

Kayseri tarihi ve modern yapılaşmayı barındıran çok güzel bir şehir. Gezmek ve tanımak için çok az zamanımız var. Erciyes Dağı merkeze 24 km. uzaklıkta.Şehrin 6 bin yıllık bir tarihi var .İç Kale tamamen, Dış Kale ise yer yer günümüze kalmış. Müzeler, Anıtlar, Camiler, Medreseler, Hamamlar, Kümbet ve Türbeler şehri. Erciyes Üniversitesi de burada. İstanbul’dan Kayseri’ye her gün düzenli uçak seferleri yapılıyormuş.

Anadolu’nun bütün medeniyetlerinden örnekler görmek mümkün. Kapadokya’nın giriş kapısı diyorlar. Bizde sabah Kapadokya’ya gitmek için Kayseri’den ayrılıyoruz. Doya doya gezemediğimiz yerlerden ayrılırken gene gelelim diyoruz.

Ürgüp’e geldik. Hemen antikacıları ve şarap evlerini dolaşmaya başladım. Uzakdoğu takıları burada da piyasayı ele geçirmiş. Ürgüp’ün en eski şarap evinin mahzenine gittik. Fiyatlar en ucuzundan 600 ytl.ye kadar değişiyor. Orta halli içilebilir şaraplar 20 tl. Tadımlar yaptık,r esimler çektik. Nar şarabı farklı bir tad. Asmalıkonak’da kafe ve restoran açılmış. Sadece gezmek isteyenlerden 2 tl.giriş ücreti alıyorlar. Müze kartlarımız burada geçmiyor. (Adıyaman Nemrut’ta da geçmemişti). Müze ve Ören yerlerinin işletmelerini ihale ile özel sektöre verince, bizim kartlar işe yaramıyor. Uçhisar ile Göreme’yi dolaşıp ‘’Kaya’’Kampa geldik. Kamp çok donanımlı .İtalyan ve Alman Karavancılar var. Burada sezon geç kapanıyor. Banyo, Mutfak, Atık su yeri, çamaşır makineleri, diğer kamplarda bir arada bulamadığımız donanımlar. Deterjanı kendimiz verdik. Makine başına 8 ytl.ödedik. Arguvan bulgurundan pilav yapıp yedik.

Sabah çevre gezisi için araç ayarlandı. Avanos, Uçhisar, Göreme ve Zelve Açıkhava Müzelerini gezdik. Avanos Çömlekçilerine gittik. Yıllar sonra Avanos’da çömlekçi tornasına oturdum, güzel bir güveç yaptım. Torna çekmek aynı yüzme ve bisiklete binme gibi unutulmuyormuş. Göreme’de Testi Kebabı yedikten sonra Kampa döndük. Oturacak kapalı bir yer ararken Kampın Mahzen Diskosunu bulduk. Yer altında iç içe geçmiş salonlardan oluşmuş. Burada kayaları oymak kolay. İçkilerimizi, kilerimizi ve ısıtıcımızı alıp oraya gidiyoruz. Serin havalarda birlikte oturacak yer bulmak zorundayız. Yanardağların Tüflerinden oluşan toprak yapısı ancak hava ve yağmur etkisi ile sertleşiyor. Bundan istifade insanlar yeni yerleşim alanları da yapıyorlar. Peri Bacaları diye adlandırılan oluşumlar, yanardağların püskürttüğü çeşitli minerallerin zaman içinde tabiat şartları ile çöküp aşınmalarından oluşmuş. Bazalt tabakadan oluşan şapkalar daha sert bir yapıya sahip olduklarından daha az aşınmışlar. Halk da bir benzetme yaparak, Peri Bacası demiş. Günün her saatinde değişik ışıkta resimler çekmek mümkün. Yalnız hoş olmayan, emen her yerde hediyelik eşya satan baraka dükkanlar. Görüntüyü bozuyor. Tarih ve doğa güzelliğini sindirmeye engel oluyorlar.

Kamp’a kişi başı 9 tl.Karavan başı’da 9 tl.ödedik. Genelde dost bahçelerinde kalınca para ödemek bir tuhaf oluyor. Göreme’den yola çıktık. Avanos, Gülşehir, Kırşehir yolundan Hacıbektaş’a geldik. Ziyaretin her zaman açık olmadığını söylemişlerdi. Şansımız var ki açıkmış. Her kutsal yeri ziyaretimde bir huzur ve teslimiyet yaşıyorum. Dünya nimetleriyle kirlenen ruhumuz için böyle yerleri zaman zaman ziyaret etmeli. Arzu edip de gelememiş arkadaşlarımı anıyor dualar ediyoruz. Ayazmasından su alıp ziyaretimizi tamamlıyoruz.

Acıkınca dünya nimetlerini arıyoruz .Tavsiye üzerine Köfteci Orhan’a gidiliyor. Yediğimiz en güzel köftelerden biri. Temiz, güzel ve ucuz.

Saat 16:30 da Ankara’dayız. Habip Yanç arkadaşımız kalacağımız yeri hazırlatmış. Arabası ile yoldan karşıladı. Adres özürlü bizler döne dolaşa gideceğimiz yeri bulamadık. Bahçelievler de Shoppe’nin Buzpateni Otoparkına yerleştik. Tesisin kafeteryası, restoranı hatta Nikah Salonu var. Kafeteryada otururken Buz pateni izliyorsunuz. Akşam yemeği için Yanç Ailesinin arkadaşı olan işletmeci dostlar bize büyük salonu hazırladılar. Koca bir balo salonunu kapatmış olduk. Sahne bile bizim. Yemekler servis her şey çok güzel. Güzel bir rastlantı Yanç Ailesinin evlilik yıldönümünü de o gece kutladık. Nikah salonu da aynı katta ve boş olduğu için bize kaldı. Siz hiç karavancının akıllısını gördünüz mü? Hayati nikah memuru, Ali ile Selma nikah şahidi olunca güzel bir canlandırma yapıldı.

Sabah birlikte Shoppe’de kahvaltı yapıldı. Erdal Ötügen ile Ahmet Kütahya İstanbul’a doğrudan gitmek üzere bizden ayrıldılar. Yolun devamında 3 karavan kaldık. Polatlı üzerinden Eskişehir yapacağız.Eskişehir 97 km. Bundan sonra reis Eskişehirli Ali Kardeş. O önde biz arkada şehre girdik. Nasıl olduysa kendimizi hızlı tren yolunda bulduk. Herkes hayretle bize bakıyordu. Önce Karavanlar ilgi çekti zannettik. Meğer ters yola girmişiz, Trafik polisinin uyarısı ve eskortluğu ile Espark’ın otoparkına ulaştık. Eskişehir o kadar değişmişki Ali bile şaşırdı. Buranın kalmak için güvenli olmadığı elektrik alamayacağımız için başka yerler araştırıldı. Olumlu sonuç alamadık. Şehri taksi ile gezip devam etmeye karar verdik. Odun pazarı bölgesi çok güzel restore edilmiş. Kurşunlu cami onarımda olduğu için gezemedik. Odun pazarındaki Atlı han Restore edilerek Sanat Merkezi haline getirilmiş. İki katlı ve avlulu bir çarşı. Lületaşı, cam, hat veel sanatları gümüş atölyeleri var. Çeşitli turistik eşya satan dükkanlar ve ev yemekleri yapan mekanlar var. Burada da eski ve yeni yaşam biçimlerini tanımak mümkün. Gördüğümüz o ki insanlar tarihi yerlerin önemini aynı zamanda turizme hizmet edilerek para kazanmanın mümkün olduğunu öğrenmişler. Bakır kap kacakla plastik leğeni eskicide değiştirmiyorlar. Bir zamanlar makine halısı ile değiştirilen antika halıları veren yok artık. Porsuk Çayında Gezi Teknesi ile dolaştık. Ücreti sembolik.1 tl.Kanal boyunca çok güzel köprülerin altından geçerek turumuzu tamamladık. En az 10 kişi olunca tur yapılıyor. Köprü kenarları çok güzel heykellerle süslenmiş. Her yerde parklar, bahçeler fuar alanları var. Üniversite buraya ayrı bir hayat vermiş. En son hizmetlerinden biri ‘Kentpark’. Yapay plaj projesi. Porsuk çayının suyunun bir kısmını tutarak gerçekleştiriyorlar. Henüz tamamlanmamış.

Bursa yolu üzerindeki “çibörekçide” kalmaya karar verdik. Aynen böyle yazılıyor. Elektriğimizi bağlayıp tesise gidiyoruz. Çoktan beri televizyon izlemedik. Burada bir şairimizin şiirinden bir bölüm aklıma geldi

Mesut olmak istersen ey dost,
Aynayı kır,takvimi yırt
Saati durdur.
diyor. Biz de gazete okumayıp, haber dinlememiştik. Burada zamana adapte olmaya çalışıyoruz.

Sabah kahvaltıda Çibörek yedikten sonra yola koyuluyoruz. Susurluk’dan geçip Oylat yolundan Bursa’ya giriyoruz. Yol üzerinden Aydın Kestane (İmaj Karavan) karşılayıp fabrikasına götürüyor. Karavanları Fabrikada bırakıyoruz. Bizim Motorsiklet yerine takılacak. Bursa Dernek Başkanlarını Dernek Merkezlerinde görmeye gidiyoruz. Küçük ve şirin bir yerleri var. Konaklamamız için bazı öneriler var. Mahmut Bilir kardeşin önerisi kabul edildi. İyi ki de edildi.Arkadaşlarımız sayesinde unutulmaz güzellikler yaşadık. İzmir yolu üzerinde Hoby Evlerinin bahçesinde kaldık. Hoby evleri küçük ahşap yapılar. Önlerinde küçük bahçeleri var. Evler yıllık kiralanıyor. İçinde kalınmıyor. Herkes bahçesini kendi düzenliyor. Sebze,meyve ve çiçek ekiyorlar. Yani organik tarım yapıyorlar. Mangal yapmak için geliyorlar. Tam bir piknik evi. Yerler çim. Gideceğimiz yerlere Mahmut ile Aydın beyler kendi arabaları ile götürüyorlar.

Akşam Mahmut bey eşi Meral Hanımla birlikte hepimizi balık yemeğe götürdü. Müzikli bir akşam geçirdik. Öğlende İskender Kebap yanında içtiğim Şıra şekerimi tetikledi. Keyfim kaçmaya başladı. Mahmut bey Bursa Hamamı programı da hazırlatmış.Tansiyonum ve şekerim tavan yaptı.Bizimki iptal.

Osmangazi Belediyesi’nin katkıları ile yapılan ‘’Sukay’’ Parka gidiyoruz. Türkiye’de iki taneden biri. Diğeri Antalya‘da. Yapay bir gölde havadan çekilen liftlerle yapılıyor. Çok yeni bir tesis olmasına rağmen katılan sporcuların Avrupa dereceleri var. Mahmut kardeşin kızı da bu sporcular arasında. Böyle bir tesis için emeği geçen herkese teşekkürler. Kaldığımız tesis tam bir aile işletmesi. Hacer hanım sıcak ilgisi ile hepimizin sevgisini kazandı. Son derece sevgi dolu ve neşeli. Eşi en büyük yardımcısı. Oğlu ve gelinleri ile birlikte çalışıyorlar. Tesisin binicilik dersi verdikleri Manejleri var. Çocuklar da at binmeye geliyor. Aileler restoran ve kafe de otururken çocuklar hocaları ile at biniyor. Hacer hanım yakındaki köyüne golf arabası ile gidip geliyor. Selma ile beni de alıp köye götürdü. Atların kışlık ahırlarını gezdik. Bahçeden meyveler topladık. Hacer hanım yakınlığı ve neşesiyle gönlümüzü feth etti. Bursa’yı, oradaki dostlarımızı özleyerek anıyoruz. İkinci gece Balık Partisi yapıldı. Kendilerine ait çiftlik evinde toplandık. Mahmut bey akşam bir sürpriz yaparak müzik gurubu getirdi. Geç saatlere kadar eğlence devam etti. Uykudan gözlerim açılmıyor, ağzım kuruyor.Ş ekerim 485. Bir an önce İstanbul’da olmak istiyorum.

Sabah biraz geç kalktık. Bugün 30-Ekim Hayati’nin doğum günü. Öğlende Hacer Hanımın eleriyle yaptığı ev tarhanasından çorba içip yola çıktık. Topçular dan araba vapuru ile geçtik. Aman ne kalabalık yollar. Adım adım ilerliyoruz. İstanbul’a dönüş güzel mi bilmiyorum. Geç vakit eve geldik. Pastamızı çocuklarımızla kestik. Uzun, yorucu, keyifli, ilginç ve dostluk dolu, yeni ve mükemmel insanlar tanıdığımız, gördüğümüzde hayran kaldığımız yerlerin tadı ile gezimiz burada sonlandı. Bu güzel günler hiç bitmesin istedik. Her zaman güzellikler bu kadar bir arada yaşanmaz. Allah tekrarını kısmet etsin……

FATMA KAPLAN

Secured By miniOrange